Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tarak

Eline aldı kadın tarağı. Karşısında bir ayna varmışçasına taradı saçlarını. Döktü günahlarını. Mutluydu; elinde kalanlarla yetindi.

Yetmez mi?

Önce yemeğimi aldın, sonra suyumu. Yine de yetmedi sana olan sevgim. Baktın olmuyor; oksijenimi kestin. Senden başka hiçbir şeye ihtiyacım kalmasın istedin, tek senin olayım. Şimdi ne ben seninim ne de sen benim.

Elveda

Pencereden el salladı geride bıraktığı sevdiceğine. Kulağında raylardan çıkan acıklı seslerle oturdu kendine tahsis edilmiş koltuğuna. Gidiyordu işte; arkasında bazı şeyleri bırakarak. Eskiden beri kendi kendine elveda demenin insanlığın bir kaderi olduğunu söylemişti. Hep çocuklara denmez miydi 'geçen uçağa, trene el salla' diye; sanki birilerini uğurlarmış gibi. Eee bir de dönmemenin korkusu vardı tabi. Bir bardak su dökülürdü arkalarında. Ama bu sefer kimse onun arkasından su dökmemişti. İstenmediğinin farkındaymışçasına ayrılıyordu o eski kokulu şehirden. Geride ise bir kadın bırakıyordu sadece, uzun zamandır birlikte olduğu ve tanıdığı düşündüğü bir kadını. Aslında hiç tanıyamadığı bir kadını. Kulaklığını taktı, müziğini son ses açtı ve onu nelerin beklediğini bilmediği yeni şehrine doğru yola koyuldu. Geri dönüp dönmeyeceğini bilmeyerek...

Mağlup

Aşkımız futbol gibiydi Top hep sende...  Bense sadece sana engel olamayan rakip takım.  Hep sen kazanırdın bense mağlup.

Hayal-i Diyar

Kimileri para derdine düştü kimileri de zevk. Hiç düşündüler mi sonra ne olacak diye? Onlar için ulaşılmazdı hayal ettikleri şey. Çoğu hayal onlara uzaktı. Çok büyük hayaller kurdular ki ulaşması zor olsun diye. Çabaladılar, azmettiler ve hayal kurmaya devam ettiler. Şimdi soruyorum size: Ya hayallerinize ulaşırsanız ve biterlerse bir gün.. Ne yapardınız?

Kir

Biz büyüdük ve kirlendi dünya; artık ne biz eski saf çocuklarız ne de dünya toz pembe. Tek renk siyah; bizi de içine alan, yutan siyah...

The Night

That night I was alone; The cold bed and pillows Embraced me like my lover's arms. If you have no choice, You have to listen to the night's silent voice. There finding the meaning of life You let your existence go of. Leaving myself to the night alone; Enjoyed the darkness' and fear's throne.

LIFE

With the birth of sun, There came the light; The light of life and death Like a child borning to die And keeping little hope of joy, Sinks and left us to darkness again.

Siyahlar içinde...

Resim
Saat 7 olmuş; hava çoktan kararmış ve gökyüzü gizemli elbisesini bürünmüştü yine. Uyandı; banyoya ilerledi. Yüzünü yıkadı ve gözlerini aynaya çevirdi. Şöyle bir kendine baktı. Yaşlanmıştı. Yüzündeki kırışıklıkları teker teker inceledi. Hayatından ona kalan tek şey idi bu kırışıklılar. Her biri farklı bir anlam taşıyordu onun için. 35 yaşında hayatının ilk yarısından mağlup ayrılmış bir kadındı o. Onu buraya getiren şeylerin ne olduğunu bile unutmuştu artık. Yatak odasına doğru ilerledi. Sabaha karşı kapıya bıraktığı ayakkabıları takıldı ayağına. Onları bir kenera iteledi ve odaya girdi.  Yerde duran kirli çamaşırlarına takıldı gözü. Bir hışımla onları kucaklayıp kirli sepetine yöneldi. Herbirinde farklı bir erkeğin kokusu vardı. Hepsinden kurtulmak istercesine çamaşırları sepete attı. Kokulardan kurtulmuştu ama ya kafasındaki sesler 'Kapa çeneni, pis fahişe!' Her gece duyuyordu buna benzer sözleri. Anlamlarını yitirmişlerdi belki de fakat yerli yersiz kafasının içinde çınlıyorl...