Elveda
Pencereden el salladı geride bıraktığı sevdiceğine. Kulağında raylardan çıkan acıklı seslerle oturdu kendine tahsis edilmiş koltuğuna. Gidiyordu işte; arkasında bazı şeyleri bırakarak. Eskiden beri kendi kendine elveda demenin insanlığın bir kaderi olduğunu söylemişti. Hep çocuklara denmez miydi 'geçen uçağa, trene el salla' diye; sanki birilerini uğurlarmış gibi. Eee bir de dönmemenin korkusu vardı tabi. Bir bardak su dökülürdü arkalarında. Ama bu sefer kimse onun arkasından su dökmemişti. İstenmediğinin farkındaymışçasına ayrılıyordu o eski kokulu şehirden. Geride ise bir kadın bırakıyordu sadece, uzun zamandır birlikte olduğu ve tanıdığı düşündüğü bir kadını. Aslında hiç tanıyamadığı bir kadını. Kulaklığını taktı, müziğini son ses açtı ve onu nelerin beklediğini bilmediği yeni şehrine doğru yola koyuldu. Geri dönüp dönmeyeceğini bilmeyerek...
Yorumlar
Yorum Gönder