Saat 7 olmuş; hava çoktan kararmış ve gökyüzü gizemli elbisesini bürünmüştü yine. Uyandı; banyoya ilerledi. Yüzünü yıkadı ve gözlerini aynaya çevirdi. Şöyle bir kendine baktı. Yaşlanmıştı. Yüzündeki kırışıklıkları teker teker inceledi. Hayatından ona kalan tek şey idi bu kırışıklılar. Her biri farklı bir anlam taşıyordu onun için. 35 yaşında hayatının ilk yarısından mağlup ayrılmış bir kadındı o. Onu buraya getiren şeylerin ne olduğunu bile unutmuştu artık. Yatak odasına doğru ilerledi. Sabaha karşı kapıya bıraktığı ayakkabıları takıldı ayağına. Onları bir kenera iteledi ve odaya girdi. Yerde duran kirli çamaşırlarına takıldı gözü. Bir hışımla onları kucaklayıp kirli sepetine yöneldi. Herbirinde farklı bir erkeğin kokusu vardı. Hepsinden kurtulmak istercesine çamaşırları sepete attı. Kokulardan kurtulmuştu ama ya kafasındaki sesler 'Kapa çeneni, pis fahişe!' Her gece duyuyordu buna benzer sözleri. Anlamlarını yitirmişlerdi belki de fakat yerli yersiz kafasının içinde çınlıyorl...